Salı, Kasım 29, 2016


özgürlüğün ve yaşamanın hayal etmekle başladığını ve hiç bir hapishanenin düşleri içine kapatabilecek kadar büyük olmadığını bir kelebekten öğrenmiştim. hayal etmek koşmaktır, ilerlemektir. hayal etmezsem olduğum yerde dururum. olduğum yerde durursam zaman önce yavaşlar, durur ve hiç yaşamamış gibi olurum. yaşamak için özgür olmak lazım ve hayal etmek özgürlüğe açılan en büyük kapıdır. hayal etmek yaşamaktır. hayal ettiklerimizden fazlasını yaşabilir miyiz? yoksa sadece ve sadece hayal ettiğimiz kadar mı yaşarız? mesele belki de hayal ettiklerini yaşayabilmek değil, yaşamak istediklerimizi hayal edebilmek.

bugün seni hatırladım kelebek.

ve bir kez daha önünde saygı ile eğiliyorum. sevdiğim adıyla söylemek gerekirse papillon.


Çarşamba, Şubat 24, 2010

Galoşlu mail

İnsan hayatta bazen hiç düşünmediği anlarda hiç düşünmediği şeyleri hatırlayabiliyor. Bugün buraya yazılan bir yorum, mail olarak düştükten sonra varlığını unutmaya yüz tutmuş olduğum blogun aklıma geliverdi.

İnsanların tahmin ettiğinin aksine evlenmemle buraya az yazmamın çok ilişkisi yok, yazıp da sonra sildiğim, burada yayınlamadığım bir sürü yazı oldu. Diğer yandan evlilikten ziyade yoğunlaşan iş hayatımın daha çok etkisi var sanırım bloguma az zaman ayırmamda.

Hayat bir öyle bir böyle işte zaten, ne biraz daha kötü ne biraz daha iyi çoğu zaman, hayatın değerli olduğu anları yakalamaya çalışmak en akılcı yol olarak geliyor o yüzden. Bazen kendimi, çamura batmış bir arabayı kurtarmaya çalışırken buluyorum, bazen -5 derecede açık havada tenis oynuyorum. Bazen hiç akılda olmayan yerlere seyahatlere çıkıyorum.

Bu seyahatler çoğu zaman kafamın içinde oluyor gerçi. Yaş da az değil artık. Geçenlerde bir bakmıştım da bu blogu ilk tutmaya başladığım yıl 2005, nerdeyse 5 yıl olmuş, o zamanlar hayatımın en önemli şeyi olan ayağımdaki alçı, şimdi zaman zaman soğukta ağrı yapan ve bana daha dikkatli olmamı hatırlatan bir hatıra oldu, o zamanlar hiç tanımadığım, var olduğunu bilmediğim eşim acaba o zamanlar neler yapıyordu?

Akşam yatınca uyumadan önce ne düşünüyordu? Heyecanlandığı zaman, başına kötü bir şey geldiği zaman, sevindiği zaman, üzüldüğü zaman ...

Özdemir asaf ın dediği gibi
sözün bitim yerini,
olay ya da konu seçmez,
söz seçer.
başlangıcını da
olduğu gibi...

Pazar, Mayıs 10, 2009

Moonlight

Beethoven bunu ilk çaldığında ne hissetmişti acaba. Yitip gidenlerin ardından mı çaldı bunu, geçip giden hayatına mı çaldı yoksa bir gün bir zaman bir yerlerde bıraktığı ve arkasında bir daha hiç gitmediği bir şeylere mi çaldı?

Çok sevdiği birisini mi kaybetmişti?

Bu akşam balkonda oturup çay vs. içiyorduk sonra içeri girdiğimizde bu çalmaya başladı. Sonra ben de burayı hatırladım.

Canım annem bugün senin günün, ne kadar da uzaksın bana yılardır. Bugün telefonda ne kadar da neşeli geliyordu sesin. Bir daha ne zaman göreceğim acaba seni? Çocuğum olursa annesini sevecek mi benim kendi annemi ve kendi annesini benim sevdiğim kadar?

Bir gün ağaçlık bir yolda yürümeye çıkacağız annesiyle, sonra ellerini tutacağım annesinin. Gözlerine bakacağım, bugün senin günün, her gün senin günün diyeceğim.

Bir gün bir kumsalda yürürken annesiyle, sarılacağım annesine, başını omzuma dayayacak. O sırada güneş batıyor olacak. Belki de hayatta birbirimize sadece birbirimiz kalmış olacağız.

Bir gün bir yamaçta olacağız. Annesi yine uçmadan önce tedirgin olacak, bense yine düşünceli, sonra bana bakacak annesi, ben de gözlerimi kırpacağım, gülümseyeceğim. Sonra güven içinde uçup gidecek annesi, arkasından da ben.

Bir gün bir çadırda yine - annesi ile beraber uyuyor olacağız. Bir ses duyacağız, irkileceğiz, sonra bir birimize daha sıkı sarılıp uyumaya devam edeceğiz.

Bir gün ellerime bakacağım derisi kırışmış olacak, eskisi kadar güçlü tutamayacak annesinin ellerini belki, belki de bileklerde kireçlenme başlamış olacak, belki dizlerim ağrıyor olacak, sonra aynaya bakacağım. Nikah gününde nasıl gülümsediysem öyle gülümseyeceğim.



Pazartesi, Ekim 20, 2008

İnsanlar zaman zaman çok severek yaptıkları bir şeyi çok da sevmedikleri bir ortamda yapmak durumunda olurlar. Bazen hayatta bir kez 0lsun, sadece bir kez olsun her şeyin yolunda gideceğine kendimizi inandırırız. Sonra bunun asla mümkün olmayacağını bir kez daha görürüz. İşte bundandır benim Nikah tarihin olan 8 Kasım a bu kadar zaman kala bu kadar rahat oluşum. Çünkü mühim olan niyetlerdir. Yoksa koltuk takımı o zamana yetişse ne olur, yetişmese ne olur. Güzel bir koltuk takımında oturan mutsuz insanlar olmaktansa koltuk takımı gelene kadar taşa oturan mutlu insanlar olmak yeğdir. Her zaman rezillik yaşamak o kadar da kötü değildir. Camdan ya da fildişinden şatolarda yaşayan insanlar olmak o kadar da iyi bir şey değildir. Bazen en zor yer aslında en güzel olandır. En zor insan aslında en güzel yaşanılandır. Bir yere, bir kişiye, bir amaca baktığınızda ne kadar zor ise belki de çektiğimiz bir çok sıkıntının yanında bize en çok şey sunandır.

Bu noktada benim en sevdiğim yamaç paraşütü pilotlarından John Silvester e hepimize yol gösterici olabilir.

From Nowhere to the Middle of Nowhere

Flying across karakorum

Cuma, Eylül 26, 2008

Öğlenden sonra biyoloji bölümü. Elimde bira kutusu. Eskiye mi dönüyorum ne? Belki de eskiye ama ne kadar eskiye?

Cuma, Eylül 12, 2008

Hiç bir zaman eskimeyecek olan bir söz

Bir şehri içindeki insanlar şehir yapar, ama bir şehri içimdeki tek bir insan cennet yapar.

Çarşamba, Eylül 10, 2008

Özgürlük sadece kolunu istediğin gibi bir yerden alıp diğer bir yere koyabilmek midir? İstediğin gibi düşünüp istediğini söyleyebilmek midir?

Özgürlük sadece istediğin rüyaları görebilmek midir? Yolda dolaşırken ellerini cebine sokup yürüyebilmek midir?

Özgürlük sokaklarda istediğin gibi gezebilmek midir? Özgürlük istediğin kişinin yanında olabilmek midir?

Özgürlük özgürlüğü istediğin yere yazabilmek midir? Özgürlüğü istediğin gibi yaşayabilmek midir?

Özgürlük sevebilmek midir? Özgürlük düşünebilmek midir? Özgürlük yürüyebilmek midir? Özgürlük sevdiklerinle beraber olabilmek midir? Sevmediklerinden uzak durabilmek midir?

Yoksa özgürlük sadece bilmek midir?

Hangimiz özgürüz? Hangimiz değiliz?

Etiketler: ,


This page is powered by Blogger. Isn't yours?